İlk yazım..
E haydi yazalım bakalım;)
Peki nereden başlamalı? Son aşkımdan mı?
Oluuur, hemen!
Son ve en büyük aşkımla 14.06.2013 tarihinde karşılaştık. Aslında birbirimizi gerçek anlamda görmeden platonik olarak başlamıştı benimkisi... Tam 9 ay öncesinden!
Minik bir su damlası kadardı, sonra fasulyeye benzedi derken, minik iki kol ve iki bacak gördük sallanan. Sorsan 1,2 cm'lik bir şey.. Ama ya hissettirdikleri?.. Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir güzellik, bir can damlası, bir duaydı resmen. Zamanla büyüdü, büyüdü, büyüdü ve içime sığamaz oldu. Sığamaz oldu ama 39. haftada dışarı çıkası da yoktu hanımın:) Suni sancılar, beklemeler vs derken baktım ki bizimkinin normal yoldan geleceği yok, sezaryene razı oldum.
Ameliyathaneye doğru yola çıkarken bir yandan eşime ve anneme gülücükler atıyor, diğer yandan da korktuğumu kendimden saklamaya, onu alt etmeye çalışıyordum aslında. Yeşil örtünün altında, soğuk ameliyat masasına "Merhaba!" dememle doktorumun ve ekibinin "Ankara havaları" eşliğinde oynamaya başlamaları bir oldu:) Belli ki beni rahatlatmaya çalışıyorlardı ve başardılar da. Spinal anestezi ile güle güle kesildim:) 1 ya da 2 dk belki geçti belki geçmedi, bir sallantı, faşırt foşurt sesleri ve akabinde üstümde bir hafiflemeyle anladım ki Deniz'im artık bedenimle vedalaşmıştı.
Çok karmaşık bir histi.. Çocuğumu benden almışlardı! Ama bi' saniye ya.. Kucağıma vereceklerdi elbette. Sesini duymayı bekledim, minik kurbağamın tizden sesi geldi hemen sonra. Gülümsedim. "Annesi, gösterelim mi bebeğini?" dediler, "Evet!" dedim heyecanla. Örtünün üzerinden bana doğru uzatılan amniyon sıvısına bulanmış, babası kılıklı, yuvarlak kafalı, o beyaz ve şirin yaratıkla yüzyüze gelince ağzımdan çıkan tek cümle "Çok komik!" oldu:) Kontrolleri yapıldı, sağlıklıydı çok şükür.
Aydedemi giydirmek için götürdüler. Benim içinse geçmek bilmeyen dakikalar başladı. "Meğer bebeği almalarının ardından ne kadar uzun iş varmış!" diye düşünürken "Daha ne kadar var bitmesine?" demekten kendimi alamadım. Doktorum yumurtalıklarımdan birinin gözüne biraz büyük gözüktüğünü, içini açıp bakınca bir kist olduğunu ve onu temizlediğini söyledi. Ve yine söylediğine göre, ileride sırf bu yüzden tekrar ameliyat olmak zorunda kalabilirmişim, bir taşla iki kuş vurmuşuz haberimiz yok. Her neyse...Biçki dikiş seansı sona ermişti ancak beni çocuğumun yanına yollamaları neredeyse yarım saati bulmuş, Deniz'im de ilk gözyaşını dökmüştü bile. Annem hemen kucağıma verdi kızımı. Allah'ım ne tarifsiz bir duygu! Bir canın zaten var bedeninde, bir de ikincisini taşımak, sonra onu kucaklamak, beslemek.. Koşulsuz sevmek! Gözünden sakınmak, bir kartal gibi kanatlarını açıp her şeyden korumak hissi! Aklını kaybettirecek bir sevgi patlaması!...
O günden bu güne 7 ay geçti. Aklım hâlâ yerinde sayılmaz;) Kızımı, yavrumu, kuzumu, minik kurbağamı ölesiye seviyorum. Ona duyduğum aşk (Sevgili aşkım -kocacığım- kusura bakma ama:) ) hiç tatmadığım cinsten! O günden sonra anladım ki aldığım her nefes O'nun için!
Deniz'im, benim canımın ay parçası, bil ki sen benim yaşama sebebimsin artık! Güzel Allah'ım senin sağlıklı, mutlu ve huzurlu günlerini bana göstersin, herkese de nasip etsin bu mutluluğu.
Şimdilik benden bu kadar, sevgiyle kalın dostlar...
"Deniz" anası ;)
Samimi diliniz ve mizacınız her zamanki gibi yazınıza da yansımış:) Okumaktan keyif aldığım doğal bir üslubunuz var:) Deniz hanımla daha nice başarılara ..
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Takdir edilmek güzel ;)
SilCanım benim nasılda güzel anlatmışsın.Bu duyguyu tatma şansına sahip olabilmek dünyada cenneti tadıyor olmak olsa gerek.Her ikinizi de sevgiyle kucaklıyorum.Deniz bebek annesi gibi çok tatlı.Allah hep güzel günlerini göstersin sizlere.
YanıtlaSilAminn, çok teşekkür ederim. Allah herkese nasip eder inşallah Elif Hocam. Sevgilerimle
Sil