8 Temmuz 2018 Pazar

Çalış, senin de olur! :)

Bir topu yere ne kadar sert vurursan, o denli yükseğe zıplar. Fizik kanunları gereği bu böyledir.

Çok değil,tam 2 yıl önceydi benim de dibi görmem. Öğretmenliği bırakmama, çok sevdiğim mesleğimden istifa etme kararı almama sebep olacak kadar yıldığım, haksızlıklara, hukuksuzluklara maruz bırakıldığım zamanlar... Yenilir, yutulur şeyler yaşamadım, asla da unutmayacağım. Yönetim kademelerinde makam, mevki sahibi olan nice basiretsiz, vizyonsuz, beceriksiz yöneticilerle karşılaştım. Yaşadığım olumsuzluklara yenileri eklendi, belki de üzerine yüksek lisans tezimi yazdığım mobbingdi başıma gelen. Uzun, yorucu, sarsıcı bir dönem geçirdim. Sonra görev yerim, ortamım, arkadaş çevrem, öğrencilerim değişti. Ve tabii ben de... Değiştim, özüme döndüm.

Meslekte 10 yılımı geride bırakmıştım, sonra Antalya'da "Güncellenen Öğretim Programları Tanıtım Çalışmaları"na katıldım. Bu çalışmalara her ilden her branştan 4'er kişi giderken, İngilizce branşında Ordu'yu tek başıma temsil ediyordum. Türkiye'nin dört bir yanından gelen öğretmenler müfredat değişimiyle ilgileniyorlar, bir grup öğretmen de bilmediğim ayrı bir şeylerden bahsediyorlar, "eTwinning, web 2.0 araçları" diyorlardı. Ben de merakla onları dinliyordum. Güzel bir arkadaş grubumuz oldu (Aliye BİLENSOY, Aytaç POTUK, Kutsal KASIMOĞLU'na selamlar). 


Benim merakla karışık bilgisizliğim aramızda espri konusu olmuştu. "Görürsünüz, kendimi bu yaz kampa alacağım" dedim, ve yaptım. Bahsi geçen bütün konuları araştırdım, bütün facebook gruplarına üye oldum,pekçok online eğitime katıldım. Antalya'daki eğitim, hayatımda bir milat oldu. Özüme döndüm ve kendimi buldum. Şimdi mi? E haydi, tutun bakalım beni! :)

eTwinning ile hayatıma giren, kendimi geliştirmemde bana yardımcı olan, destek olan, bunun farkında olan ve olmayan SİZ güzel insanlar, değerli meslektaşlarım! İyi ki varsınız! Esen SANDIRAZ, Adil TUĞYAN, Bircan KELEŞ, Kenan ÇETE, Fatih TOY, Tuğba SAĞLAM, Sevinç AYTAŞ ve niceleri... İsimlerini tek tek saysam gerçekten uzuuuun bir paragraf olur :)

Memleketimde öyle özel öğretmenler var, öyle özel çalışmalar yapıyorlar ki... Onları ve yaptıklarını eTwinning ile keşfettim. Dedim ki "Yalnız değilmişim, bütün imkansızlıklara ve belki aksiliklere rağmen benim gibi bir şeyleri değiştirmeye çalışan insanlar varmış". Daha büyük bir güç ve cesaret buldum kendimde.

Şimdi, bulunduğum yerdeyim. Kimine göre herhangi bir yer, hatta herkesin olduğu, sıradan bir yer burası. Ama bence değil! Üzerine ölü toprağı serpilmeye çalışılan bir faninin, yeniden doğduğu yerdeyim. Bircan KELEŞ (canım hocam) ve Kenan ÇETE (üstat) önderliğinde Yalova'da "Eğitimde Yeni Yaklaşımlar Kursu"nu alırken oradaki birbirinden kıymetli öğretmen arkadaşlarıma dediğim gibi, kendimi deli bilirdim, kendim gibi bir sürü delinin bulunduğu bir tımarhanedeyim :) 


Halil KIVRAK, Suzan GEÇİLİ, Makbule ALTINOK BOZKURT, Nahile ATEŞ, Süheyla EVECEN, Zerrin ALKAN, Deniz SOLAKER, Berrin KOÇ, Selda TARHAN ve bu kursu birlikte aldığım birbirinden değerli bütün diğer arkadaşlarım...ya sizi çok seviyorum:)


Biliyor musunuz, dünyayı deliler kurtaracak! :))

Tabii bu deliyi zapt etmeye çalışan bir de okul müdürüm Özer YARAR var. Ona çok şey borçluyum, umarım onun gibi yöneticiler daha da çoğalır. Bütün haşarılıklarıma dayandığı, beni desteklediği ve yapmak istediğim şeylere "Hayır" demediği için ona ÇOK teşekkür ediyorum.

Ve diğerleri, ötekiler! Hani oturdukları koltukları tıpış tıpış terk etmek zorunda kalanlar, güçlerini kendilerinden değil de birilerinden alanlar! Gizli gizli okuyosunuz biliyorum. Size de bir çift lafım var:

"Çalışın, sizin de olur!" :)))

11 Nisan 2015 Cumartesi

Fuzuli'm

Fiziksel olarak 'bulunduğun' yerde, ruhen ise başka yerde yaşamak nasıl bir şeyse, işte tam manasıyla budur yaşadığım. ..

Ben hep "Allahım bana ve sevdiklerime sağlık,  mutluluk ve huzur ver" diye dua ederim. Parayı saymam. "Kimseye muhtaç etme" derim bir de... Çok şükür ciddi rahatsızlıklar yaşamıyoruz, yaşandıysa da geçti gitti. Mutluluk ve huzur ise benim tek ilacım. Bugüne kadar bunları kimsenin elimden almasına izin vermedim, vermem de!...
Çok kazık yemişimdir ben,
Herkesi kendim gibi bilmemden
Güvenirdim eskiden
Ama değiştirdi bu düzen...

Katılaştım, "eyvallah" dememeyi öğrendim,
Bu süreçte kurunun yanında yaşları da yaktım belki..
Büyüdüm,  olgunlaştım
Kim bilir belki çürüttüm içimdeki beni..
Bilemiyorum,  zaman gösterir her şeyi. ..

İnsanın etrafında nankör,  görgüsüz ve bencil insanların olması ne acı,  biliyor musunuz?  Allah kimseyi maddiyatla sınamasın. Çünkü çok komik görünüyorlar dışarıdan... Ben susmayı tercih ediyorum artık,  çünkü bana kötü gün dostu olamayacak insana ayıracağım her bir salise, zaman kaybıdır hayatımda. Iyi günde herkes iyi, herkes destek nasılsa. . Ben bilmem öyle uzun kadın muhabbeti yapmayı, saatlerce yemek tarifleri veremem, alamam, içim daralır. Dedikoduyla da işim olmaz, çat diye çarparım adamın suratına içimden geçenleri,  ama anlayana tabii... Boş muhabbete de dayanamam, boş insana da.. Bana bir şeyler katabilecek, beni anlayabilecek, arkamda değil yanımda durabilecek insan "kıymetli"mdir, gerisi "fuzuli"m...

Ben konuşmam,
Ama konuşulurum, bilirim!
Savunduklarım, sahip olduklarım, taviz vermediklerim konuşturur insanları.
Ben hep sivrilen bir insandım.
Aile içinde, okul ve sosyal yaşantısında sevilen, sayılan,  başarılı,  parmakla gösterilen bir insandım!  Bundandır dik duruşum, birilerine garip gelen... çevremde de hep böyle dostlarımın olmasına gayret ettim, onları hiçbir şeye değismem.
Gel gör ki,
Bir de "ot" insanlar var, yeşilliğin içinde kendilerini nimetten sayanlar... bilmezler ki ya bir baharlıktır ya da bir inek gelene kadardır ömürleri. . :)) Aah ah...
Neyse pek bir dertliymişim yahu; )
Denizkızım uyanmak üzeredir,
E haydi kalın sağlıcakla. ..

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Minik "Deniz"kızım 1 yaşını devirdi...

           Aylar birbirini kovaladı, ha ayakta durdu, ha adım attı derken 11,5 aylıktı Deniz eni konu yürüyebildiğinde. Aslında 8 aylıkken dimdik durabiliyordu, ama keyfi 3,5 ay sonra geldi sanırım:) Doğum gününe yürüyerek girdi minik papatyamız.

           Kendimi ilk doğum günü kutlamasına öyle kaptırmıştım ki, aylarca ne yapsam diye düşündüm durdum. Bu "ilk" olacaktı hem onun hem de bizim için. O yüzden "özel" olmalıydı. Ve hazırlıklar başladı. Profesyonel birileriyle çalışmalıydım, hataya yer olmamalıydı. Başka birinin doğum günü işini bana verseler, hakkını vererek canla başla çalışır, güzel şeyler ortaya koyardım, tanıyanlar bilir beni;) Ancak söz konusu "benim can parçam"dı. Bütün varlığım ve ilgim ona ait olmalıydı o gün. Bunu riske atamadım. Samsun'da Parti Dünyası ile görüştüm. Sağolsun Esra Hanım, hiç yüzyüze gelemememize rağmen telefonla her şeyi halletti. Denizkızı konsepti istemiştim. Afişimiz, çerçevemiz, tabaklarımız, bardaklarımız, doğum günü pastamız (ki Efes Pastanesi resmen harikalar yaratmıştı!!), balonlarımız, kurabiyelerimiz, cupcakelerimiz, hediyelik kolonya şişelerimiz birbirinden güzel ve özeldi! Bunun için Esra Hanım'a ayrı teşekkür ediyorum. Ah unutmadan, anneanne yapımı leziz poğaça ve kurabiyelerimizle, babaanne yapımı yaprak dolmalarımızı yazmazsam olmaz! ;)









          

 Ve elbette fotoğraflar!...

           Yıllar sonra bakmak için o güne dair özel resimlerimiz olsun istedim. Şimdiye dek Deniz "gak" demiş çekmişiz, "guk" demiş çekmişiz resmini, ama doğru düzgün resmi yoktu çocuğumun. Bir şekilde Atakan Bey'e ulaştım! Önce çekimler evde yapılacak diye konuşmuştuk, ancak ben sonra "Acaba Luna Park'ta çekim yapıp sonra eve geçsek olur mu?" dediğimde beni kırmadı. Ve birbirinden güzel kareler yakaladı! Onun, resimler üzerinde gerekli düzenlemeleri yapması için aradan geçen 1 hafta,benim ve eşim için oldukça merak uyandıran bir süreçti. Sonunda kargoyla elime ulaşan DVD'ler yüzümüzde kocaman gülümsemeler oluşturdu. Ba-yıl-dık tek kelimeyle! Keşke bu resimleri bloguma koyup sizi de gülümsetebilseydim. Nitekim eşimle ortak almış olduğumuz karar dolayısıyla Denizimizin resmini sosyal medyada paylaşmıyorum. Onun içinde olmadığı resimlerden birkaç tanesini ekledim. Belki fikir verir size;) Uzun lafın kısası; Atakan Bey'e (iletişim için: 0 533 220 2732)de sonsuz teşekkürler! İyi ki onu çıkartmış Allah karşımıza, inşallah tekrar onunla çalışma fırsatımız olur!

            İşte doğum günü maceramız böyle geçti. Yapımda ve yayında emeği geçen herkese (!) son kez teşekkür ederek bu post'u da sonlandırıyorum. Allah hepimize kuzularımızın sağlıklı, mutlu ve huzurlu yaşlarını görmeyi nasip etsin!

                                                                                                                   Sevgilerle,
                                                                                                                  Deniz anası;)


21 Şubat 2014 Cuma

İşe dönüş, bronşit ve ilk diş!

            
             İşe başlayalı iki hafta oldu. Bebeğim de ben de yeni düzenimize alıştık. Alışamadığımız tek şey, her iş dönüşü birbirimizi gördüğümüzde deli gibi çırpınmaya başlamamız sanırım!:) Nasıl bir özlem ya Rabbim? Kucağıma bir alıyorum, yatana kadar kimseye vermek istemiyorum. Babası işten geliyo, "Azıcık ver de seveyim kızımı, özledim" diyor, "Hayır, o benim!" diyorum. Böyle bir manyaklık içerisindeyim. Öte yandan iş hayatına dönmenin tarifsiz huzur ve mutluluğunu yaşıyorum. Evde bebeğime gözü gibi bakan, onu en az benim kadar sevgiyle kucaklayan annem olmasa bu duygular, yerini bambaşka duygulara bırakırdı eminim. Bu yüzden yine ne kadar şanslı olduğum için şükrediyorum.

        Okulda ise ilk birkaç günüm duygusal bir karmaşa içinde geçti. Bir yanda "Acaba Deniz'im ne yapıyor, benim yokluğum yüzünden ağlıyor mu?" düşünceleri, diğer yanda gözleri pırıl pırıl parlayan, zehir gibi öğrencilerim vardı karşımda. Çabuk kaynaştık. Göreve yeni başlamış gibiyim yalnız, çünkü yeni okulum bir köyde! :) "Okulun nerede?"diye soranlara, "Gidiyon, gidiyon, orda!" diye cevap veriyorum:) Şaka değil aslında, iki yolu var, birinde dağa virajlı bir yoldan tırmanıyorsun, diğerinde de vadinin ortasında akan derenin kenarındaki stabilize yoldan okula ulaşıyorsun. O günkü ruh haline göre yolunu seçiyorsun. Adrenalin isteyen, virajlı yolu; böbrek taşlarını düşürmek isteyen de, stabilize yolu tercih ediyor :) Neyse, yine de bundan iyisi can sağlığı diyerek hayıflanmaktan vazgeçiyorum.

      Denize'e dönersek... Yeni merakları var bu sıra. Kucağına ya da sırtına oturup "dıgıdıkçılık" oynamak, her fırsatta karyolasının korkuluklarına tutunup ayağa kalkmak, ellerinden tuttuğunda ise ağzı bir karış açık, heyecanlı bir şekilde adımlarını peşi sıra atmak gibi... Kuzum büyüyor,8 ayını tamamladı, 1 hafta da geçti bile. Epey hareketlendi. Ah, nasıl da unuttum! Bronşit olduğunu ve ilk dişini patlattığını yazmadım, değil mi? Evet, sanki çocuğu karda yatırmışım gibi, minik papatyam bronşit oldu. 10 gün ilaçlarla yatıp kalktık, DERKEEEN 2 gün önce babası, ilk dişinin ucunun çıktığını fark etti. Hastalığının huzursuzluğu yetmiyormuş gibi, bir de dişiyle uğraşıyormuş meğer yavrucak:( Kullandığı antibiyotik vs. yüzünden ateşinin falan çıkmadığını tahmin ediyorum. Hem hastalığını hem de ilk diş çıkarma macerasını atlattı sayılır "Denizkızı"m. Şimdi iyiyiz çok şükür. (Ben onu emzirmeye çalışırken, onun ise dişlerini kaşımaya çalışmasını saymazsak tabii!;) )

            Benden havadisler şimdilik bu kadar dostlar, en yakın zamanda yine buluşmak üzere..

                                                                                                   "Deniz anası" :)

28 Ocak 2014 Salı

Anne, bebeğim sana emanet!

"Anne, bebeğim sana emanet"...

Şu cümleyi kurabilmek Allah'ın bir lütfu olsa gerek. Anneliğin ilk aylarında kimselere bırakamayacağınızı düşündüğünüz minik yavrunuzu tereddütsüz kollarına teslim edebileceğiniz tek varlık vardır. O da, annenizdir! Ne mutlu bana ki, annem hayatta ve 30 yıldır peşimde dolandığı yetmiyormuş gibi, şimdi bir de bebeğimle sabrını ve dayanıklılığını sınıyorum! :) Anneciğim bunu sık söylemiyorum galiba ama : SENİ ÇOK SEVİYORUM!

Eşimin işi ve askerliği dolayısıyla hamileliğimin ilk aylarından itibaren, yaşadığımız şehri 2 kez değiştirmek zorunda kaldık. Birinde Deniz'im karnımdaydı, diğerinde koynumda... Yerleşik bir düzene geçme isteği şiddetle içimi kemirirken sonunda en az 10 yıl yaşamayı planladığımız şehre yerleştik. Deniz'le eşya yerleştirmek mümkün olmayacak diye kollarını sıvayıp koca evin eşyasını yıkayıp paklayıp beni "yeni evimin" kapısında bekleyen yine "annem"di. Allah onu başımdan eksik etmesin. Yıllarca "Yahu bu kadın yorulmuyo mu?" diye düşünmüşümdür. Yok, anneler yorulmazmış, bunu anladım. Kolunu kaldıracak hali olmasa da, evladının "gık" sesine koşan insanmış anne! Benim annem 53 yaşında, 3. çocuğunu büyütüyor sayemde! :)

Bana gelince... Yaklaşık 1 yıldır çalışmıyorum. Sömestr tatili dönüşünde inşallah ben de öğrencilerimin arasına karışacağım. Bir yandan iş hayatına duyduğum özlem, diğer yandan "Acaba Deniz bu düzene kolay alışabilecek mi?" kuşkusu var içimde. Tanıyanlar bilirler, ben pek yerinde durabilen bir insan değilimdir. Şu bir yıl zarfında hala çıldırmadıysam tek sebebi Deniz'dir. Gerçi bu süreyi evde geçirmeme sebep de kendisidir ama asla ondan yana bir şikayetim olmadı, olamaz da! Yavrumu öpe koklaya 7,5 ay geçirdim. Cefakar annemin "Tabii ki ben bakacağım çocuğuma" demesi olmasa 75 ay daha bakarım kızıma. Dediğim gibi, çok şanslıyım ki annem yanımda olacak.

Çalışan anneler için bunun ne denli önemli bir konu olduğunun farkındayım. İnşallah işine dönmek zorunda kalan her annenin karşısına, bebeğine bir anne kadar yakın davranabilecek bir bakıcı çıkar!

Bu arada... Annemi ne kadar çok sevdiğimi söylesem de, onu ancak 30 yaşında ANLAYABİLDİĞİMİ itiraf etmek istiyorum. Bunun için ANNE olmam gerekiyormuş, kızmasın bana ;)








19 Ocak 2014 Pazar

Ses deneme bir kii üç ;p

İlk yazım..
E haydi yazalım bakalım;)
Peki nereden başlamalı? Son aşkımdan mı? 
Oluuur, hemen!
Son ve en büyük aşkımla 14.06.2013 tarihinde karşılaştık. Aslında birbirimizi gerçek anlamda görmeden platonik olarak başlamıştı benimkisi... Tam 9 ay öncesinden! 
Minik bir su damlası kadardı, sonra fasulyeye benzedi derken, minik iki kol ve iki bacak gördük sallanan. Sorsan 1,2 cm'lik bir şey.. Ama ya hissettirdikleri?.. Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir güzellik, bir can damlası, bir duaydı resmen. Zamanla büyüdü, büyüdü, büyüdü ve içime sığamaz oldu. Sığamaz oldu ama 39. haftada dışarı çıkası da yoktu hanımın:) Suni sancılar, beklemeler vs derken baktım ki bizimkinin normal yoldan geleceği yok, sezaryene razı oldum. 
Ameliyathaneye doğru yola çıkarken bir yandan eşime ve anneme gülücükler atıyor, diğer yandan da korktuğumu kendimden saklamaya, onu alt etmeye çalışıyordum aslında. Yeşil örtünün altında, soğuk ameliyat masasına "Merhaba!" dememle doktorumun ve ekibinin "Ankara havaları" eşliğinde oynamaya başlamaları bir oldu:) Belli ki beni rahatlatmaya çalışıyorlardı ve başardılar da. Spinal anestezi ile güle güle kesildim:) 1 ya da 2 dk belki geçti belki geçmedi, bir sallantı, faşırt foşurt sesleri ve akabinde üstümde bir hafiflemeyle anladım ki Deniz'im artık bedenimle vedalaşmıştı. 
Çok karmaşık bir histi.. Çocuğumu benden almışlardı! Ama bi' saniye ya.. Kucağıma vereceklerdi elbette. Sesini duymayı bekledim, minik kurbağamın tizden sesi geldi hemen sonra. Gülümsedim. "Annesi, gösterelim mi bebeğini?" dediler, "Evet!" dedim heyecanla. Örtünün üzerinden bana doğru uzatılan amniyon sıvısına bulanmış, babası kılıklı, yuvarlak kafalı, o beyaz ve şirin yaratıkla yüzyüze gelince ağzımdan çıkan tek cümle "Çok komik!" oldu:) Kontrolleri yapıldı, sağlıklıydı çok şükür. 
Aydedemi giydirmek için götürdüler. Benim içinse geçmek bilmeyen dakikalar başladı. "Meğer bebeği almalarının ardından ne kadar uzun iş varmış!" diye düşünürken "Daha ne kadar var bitmesine?" demekten kendimi alamadım. Doktorum yumurtalıklarımdan birinin gözüne biraz büyük gözüktüğünü, içini açıp bakınca bir kist olduğunu ve onu temizlediğini söyledi. Ve yine söylediğine göre, ileride sırf bu yüzden tekrar ameliyat olmak zorunda kalabilirmişim, bir taşla iki kuş vurmuşuz haberimiz yok. Her neyse...Biçki dikiş seansı sona ermişti ancak beni çocuğumun yanına yollamaları neredeyse yarım saati bulmuş, Deniz'im de ilk gözyaşını dökmüştü bile. Annem hemen kucağıma verdi kızımı. Allah'ım ne tarifsiz bir duygu! Bir canın zaten var bedeninde, bir de ikincisini taşımak, sonra onu kucaklamak, beslemek.. Koşulsuz sevmek! Gözünden sakınmak, bir kartal gibi kanatlarını açıp her şeyden korumak hissi! Aklını kaybettirecek bir sevgi patlaması!...

O günden bu güne 7 ay geçti. Aklım hâlâ yerinde sayılmaz;) Kızımı, yavrumu, kuzumu, minik kurbağamı ölesiye seviyorum. Ona duyduğum aşk (Sevgili aşkım -kocacığım- kusura bakma ama:) ) hiç tatmadığım cinsten! O günden sonra anladım ki aldığım her nefes O'nun için! 

Deniz'im, benim canımın ay parçası, bil ki sen benim yaşama sebebimsin artık! Güzel Allah'ım senin sağlıklı, mutlu ve huzurlu günlerini bana göstersin, herkese de nasip etsin bu mutluluğu. 

Şimdilik benden bu kadar, sevgiyle kalın dostlar...


                                                                             "Deniz" anası ;)