"Anne, bebeğim sana emanet"...
Şu cümleyi kurabilmek Allah'ın bir lütfu olsa gerek. Anneliğin ilk aylarında kimselere bırakamayacağınızı düşündüğünüz minik yavrunuzu tereddütsüz kollarına teslim edebileceğiniz tek varlık vardır. O da, annenizdir! Ne mutlu bana ki, annem hayatta ve 30 yıldır peşimde dolandığı yetmiyormuş gibi, şimdi bir de bebeğimle sabrını ve dayanıklılığını sınıyorum! :) Anneciğim bunu sık söylemiyorum galiba ama : SENİ ÇOK SEVİYORUM!
Eşimin işi ve askerliği dolayısıyla hamileliğimin ilk aylarından itibaren, yaşadığımız şehri 2 kez değiştirmek zorunda kaldık. Birinde Deniz'im karnımdaydı, diğerinde koynumda... Yerleşik bir düzene geçme isteği şiddetle içimi kemirirken sonunda en az 10 yıl yaşamayı planladığımız şehre yerleştik. Deniz'le eşya yerleştirmek mümkün olmayacak diye kollarını sıvayıp koca evin eşyasını yıkayıp paklayıp beni "yeni evimin" kapısında bekleyen yine "annem"di. Allah onu başımdan eksik etmesin. Yıllarca "Yahu bu kadın yorulmuyo mu?" diye düşünmüşümdür. Yok, anneler yorulmazmış, bunu anladım. Kolunu kaldıracak hali olmasa da, evladının "gık" sesine koşan insanmış anne! Benim annem 53 yaşında, 3. çocuğunu büyütüyor sayemde! :)
Bana gelince... Yaklaşık 1 yıldır çalışmıyorum. Sömestr tatili dönüşünde inşallah ben de öğrencilerimin arasına karışacağım. Bir yandan iş hayatına duyduğum özlem, diğer yandan "Acaba Deniz bu düzene kolay alışabilecek mi?" kuşkusu var içimde. Tanıyanlar bilirler, ben pek yerinde durabilen bir insan değilimdir. Şu bir yıl zarfında hala çıldırmadıysam tek sebebi Deniz'dir. Gerçi bu süreyi evde geçirmeme sebep de kendisidir ama asla ondan yana bir şikayetim olmadı, olamaz da! Yavrumu öpe koklaya 7,5 ay geçirdim. Cefakar annemin "Tabii ki ben bakacağım çocuğuma" demesi olmasa 75 ay daha bakarım kızıma. Dediğim gibi, çok şanslıyım ki annem yanımda olacak.
Çalışan anneler için bunun ne denli önemli bir konu olduğunun farkındayım. İnşallah işine dönmek zorunda kalan her annenin karşısına, bebeğine bir anne kadar yakın davranabilecek bir bakıcı çıkar!
Bu arada... Annemi ne kadar çok sevdiğimi söylesem de, onu ancak 30 yaşında ANLAYABİLDİĞİMİ itiraf etmek istiyorum. Bunun için ANNE olmam gerekiyormuş, kızmasın bana ;)
28 Ocak 2014 Salı
19 Ocak 2014 Pazar
Ses deneme bir kii üç ;p
İlk yazım..
E haydi yazalım bakalım;)
Peki nereden başlamalı? Son aşkımdan mı?
Oluuur, hemen!
Son ve en büyük aşkımla 14.06.2013 tarihinde karşılaştık. Aslında birbirimizi gerçek anlamda görmeden platonik olarak başlamıştı benimkisi... Tam 9 ay öncesinden!
Minik bir su damlası kadardı, sonra fasulyeye benzedi derken, minik iki kol ve iki bacak gördük sallanan. Sorsan 1,2 cm'lik bir şey.. Ama ya hissettirdikleri?.. Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir güzellik, bir can damlası, bir duaydı resmen. Zamanla büyüdü, büyüdü, büyüdü ve içime sığamaz oldu. Sığamaz oldu ama 39. haftada dışarı çıkası da yoktu hanımın:) Suni sancılar, beklemeler vs derken baktım ki bizimkinin normal yoldan geleceği yok, sezaryene razı oldum.
Ameliyathaneye doğru yola çıkarken bir yandan eşime ve anneme gülücükler atıyor, diğer yandan da korktuğumu kendimden saklamaya, onu alt etmeye çalışıyordum aslında. Yeşil örtünün altında, soğuk ameliyat masasına "Merhaba!" dememle doktorumun ve ekibinin "Ankara havaları" eşliğinde oynamaya başlamaları bir oldu:) Belli ki beni rahatlatmaya çalışıyorlardı ve başardılar da. Spinal anestezi ile güle güle kesildim:) 1 ya da 2 dk belki geçti belki geçmedi, bir sallantı, faşırt foşurt sesleri ve akabinde üstümde bir hafiflemeyle anladım ki Deniz'im artık bedenimle vedalaşmıştı.
Çok karmaşık bir histi.. Çocuğumu benden almışlardı! Ama bi' saniye ya.. Kucağıma vereceklerdi elbette. Sesini duymayı bekledim, minik kurbağamın tizden sesi geldi hemen sonra. Gülümsedim. "Annesi, gösterelim mi bebeğini?" dediler, "Evet!" dedim heyecanla. Örtünün üzerinden bana doğru uzatılan amniyon sıvısına bulanmış, babası kılıklı, yuvarlak kafalı, o beyaz ve şirin yaratıkla yüzyüze gelince ağzımdan çıkan tek cümle "Çok komik!" oldu:) Kontrolleri yapıldı, sağlıklıydı çok şükür.
Aydedemi giydirmek için götürdüler. Benim içinse geçmek bilmeyen dakikalar başladı. "Meğer bebeği almalarının ardından ne kadar uzun iş varmış!" diye düşünürken "Daha ne kadar var bitmesine?" demekten kendimi alamadım. Doktorum yumurtalıklarımdan birinin gözüne biraz büyük gözüktüğünü, içini açıp bakınca bir kist olduğunu ve onu temizlediğini söyledi. Ve yine söylediğine göre, ileride sırf bu yüzden tekrar ameliyat olmak zorunda kalabilirmişim, bir taşla iki kuş vurmuşuz haberimiz yok. Her neyse...Biçki dikiş seansı sona ermişti ancak beni çocuğumun yanına yollamaları neredeyse yarım saati bulmuş, Deniz'im de ilk gözyaşını dökmüştü bile. Annem hemen kucağıma verdi kızımı. Allah'ım ne tarifsiz bir duygu! Bir canın zaten var bedeninde, bir de ikincisini taşımak, sonra onu kucaklamak, beslemek.. Koşulsuz sevmek! Gözünden sakınmak, bir kartal gibi kanatlarını açıp her şeyden korumak hissi! Aklını kaybettirecek bir sevgi patlaması!...
O günden bu güne 7 ay geçti. Aklım hâlâ yerinde sayılmaz;) Kızımı, yavrumu, kuzumu, minik kurbağamı ölesiye seviyorum. Ona duyduğum aşk (Sevgili aşkım -kocacığım- kusura bakma ama:) ) hiç tatmadığım cinsten! O günden sonra anladım ki aldığım her nefes O'nun için!
Deniz'im, benim canımın ay parçası, bil ki sen benim yaşama sebebimsin artık! Güzel Allah'ım senin sağlıklı, mutlu ve huzurlu günlerini bana göstersin, herkese de nasip etsin bu mutluluğu.
Şimdilik benden bu kadar, sevgiyle kalın dostlar...
"Deniz" anası ;)
E haydi yazalım bakalım;)
Peki nereden başlamalı? Son aşkımdan mı?
Oluuur, hemen!
Son ve en büyük aşkımla 14.06.2013 tarihinde karşılaştık. Aslında birbirimizi gerçek anlamda görmeden platonik olarak başlamıştı benimkisi... Tam 9 ay öncesinden!
Minik bir su damlası kadardı, sonra fasulyeye benzedi derken, minik iki kol ve iki bacak gördük sallanan. Sorsan 1,2 cm'lik bir şey.. Ama ya hissettirdikleri?.. Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir güzellik, bir can damlası, bir duaydı resmen. Zamanla büyüdü, büyüdü, büyüdü ve içime sığamaz oldu. Sığamaz oldu ama 39. haftada dışarı çıkası da yoktu hanımın:) Suni sancılar, beklemeler vs derken baktım ki bizimkinin normal yoldan geleceği yok, sezaryene razı oldum.
Ameliyathaneye doğru yola çıkarken bir yandan eşime ve anneme gülücükler atıyor, diğer yandan da korktuğumu kendimden saklamaya, onu alt etmeye çalışıyordum aslında. Yeşil örtünün altında, soğuk ameliyat masasına "Merhaba!" dememle doktorumun ve ekibinin "Ankara havaları" eşliğinde oynamaya başlamaları bir oldu:) Belli ki beni rahatlatmaya çalışıyorlardı ve başardılar da. Spinal anestezi ile güle güle kesildim:) 1 ya da 2 dk belki geçti belki geçmedi, bir sallantı, faşırt foşurt sesleri ve akabinde üstümde bir hafiflemeyle anladım ki Deniz'im artık bedenimle vedalaşmıştı.
Çok karmaşık bir histi.. Çocuğumu benden almışlardı! Ama bi' saniye ya.. Kucağıma vereceklerdi elbette. Sesini duymayı bekledim, minik kurbağamın tizden sesi geldi hemen sonra. Gülümsedim. "Annesi, gösterelim mi bebeğini?" dediler, "Evet!" dedim heyecanla. Örtünün üzerinden bana doğru uzatılan amniyon sıvısına bulanmış, babası kılıklı, yuvarlak kafalı, o beyaz ve şirin yaratıkla yüzyüze gelince ağzımdan çıkan tek cümle "Çok komik!" oldu:) Kontrolleri yapıldı, sağlıklıydı çok şükür.
Aydedemi giydirmek için götürdüler. Benim içinse geçmek bilmeyen dakikalar başladı. "Meğer bebeği almalarının ardından ne kadar uzun iş varmış!" diye düşünürken "Daha ne kadar var bitmesine?" demekten kendimi alamadım. Doktorum yumurtalıklarımdan birinin gözüne biraz büyük gözüktüğünü, içini açıp bakınca bir kist olduğunu ve onu temizlediğini söyledi. Ve yine söylediğine göre, ileride sırf bu yüzden tekrar ameliyat olmak zorunda kalabilirmişim, bir taşla iki kuş vurmuşuz haberimiz yok. Her neyse...Biçki dikiş seansı sona ermişti ancak beni çocuğumun yanına yollamaları neredeyse yarım saati bulmuş, Deniz'im de ilk gözyaşını dökmüştü bile. Annem hemen kucağıma verdi kızımı. Allah'ım ne tarifsiz bir duygu! Bir canın zaten var bedeninde, bir de ikincisini taşımak, sonra onu kucaklamak, beslemek.. Koşulsuz sevmek! Gözünden sakınmak, bir kartal gibi kanatlarını açıp her şeyden korumak hissi! Aklını kaybettirecek bir sevgi patlaması!...
O günden bu güne 7 ay geçti. Aklım hâlâ yerinde sayılmaz;) Kızımı, yavrumu, kuzumu, minik kurbağamı ölesiye seviyorum. Ona duyduğum aşk (Sevgili aşkım -kocacığım- kusura bakma ama:) ) hiç tatmadığım cinsten! O günden sonra anladım ki aldığım her nefes O'nun için!
Deniz'im, benim canımın ay parçası, bil ki sen benim yaşama sebebimsin artık! Güzel Allah'ım senin sağlıklı, mutlu ve huzurlu günlerini bana göstersin, herkese de nasip etsin bu mutluluğu.
Şimdilik benden bu kadar, sevgiyle kalın dostlar...
"Deniz" anası ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
